Monthly Archives: Haziran 2008

Atlas Projesi Evrenin Sırrını Çözebilecek(mi?)

Atlas Projesi Evrenin Sırrını Çözebilecek(mi?)


İnsanoğlunun yaklaşık 1 milyon yıldır yeryüzünde olduğu tahmin ediliyor. Yeryüzündeki bu uzun ömrümüze rağmen maddenin tam olarak ne olduğu keşfedilemedi. Atom denilen parçacıkların varlığının bulunması maddenin üzerindeki esrarı bir parça kaldırdıysa da atomu oluşturan parçacıkların ne olduğu, atom içerisindeki hareketleri, momentumları problemler çözüm bekliyor. Bu problemlere çözüm bulmak için 20. yüzyılda yeni yeni gelişen bir bilim olan parçacık fiziği, maddenin yapısını oluşturan bu tanecikler arasındaki ilişkiyi konu alır.
Günümüzde parçacık fiziğinin en önemli deney parçası hızlandırıcılardır. Maddenin yapısının derinlerine inmek için hızlandırıcı adı verilen deney düzenekleri kurulmasının en iyi yol olduğu Ernest Lawrance’ın kiklotronu icadından sonra anlaşıldı.

Ancak hızlandırıcılar öylesine büyük ve pahalıydı ki Avrupa’nın bu düzenekleri tek başına kurması ve bu teknolojiyi elde etmesi ancak 20. yüzyılın 2. yarısında gerçekleşti. Avrupalı fizikçiler 1954’te İsviçre Cenova’da merkezi bir laboratuar kurmaya karar verdiler ve böylece CERN (Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire) kurulmuş oldu. Bu tarihten sonra CERN yüksek enerji fiziğindeki teknik ve bilimsel gelişmelerde başrolü oynamaya başladı. CERN ‘in kurulmasından sonra parçacık fiziği bilgilerimiz hızla gelişti ve pek çok atomaltı denilen parçacık keşfedildi.

Hızlandırıcılarda parçacıklar elektromıknatıslarla hızlandırılıyor ve bir engele çarptırılıyorlardı. Çarpmışmadan sonra etrafa saçılan parçacıkların momentumlerı ölçülerek veriler toparlanıyor ve inceleniyordu. Büyük hızlandırıcılar macerasının başlamasından hemen sonra fizikçiler fark ettiler ki hızlandırılmış bir parçacık demeti sabit bir hedefe çarptığında, enerjinin çoğu hedefin geri tepmesinde harcanıyor ve asıl amaç olan parçacık çalışmaları ve parçacıkların etkileşim araştırmaları için geriye sadece küçük bir yüzde kalıyor, bu da gerçekçi sonuçlar vermeyebiliyordu. Bunun yerine eğer iki parçacık demeti birbiriyle kafa kafaya çarpıştırılırsa geri tepme için hiç enerji harcanmayacak, tüm enerji deneye kalacaktı. Bu düşünce ile çarpıştırıcı denilen deney düzenekleri kullanılmaya başlandı ve çarpıştırıcılar, atom hakkındaki bilgilerimizi sınırların çok ötesine taşıdı.

Diğer laboratuarlar elektronları çarpıştırmaya yoğunlaşırlarken, CERN protonlar üstünde çalışıyordu. Bu elektron çarpıştırmaya göre daha zor ve yüksek teknoloji isteyen bir işti. Ancak CERN fizikçileri pek çok teknolojik zorluğun da üstesinden gelerek ilk proton-proton kafa kafaya çarpışmasını 1971 yılında gerçekleştirdiler.
Dünya parçacık fiziği tarihinde çok önemli bir yerde bulunan CERN’in bu gün 20 asil ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 gözlemci üyesi vardır.
CERN’de yüzlerce bina, 3000 kişilik destek personeli ve nöbetleşe kısa süreler için çalışan 2500 kadar fizikçi vardır. Bunlardan 100 kadarı teorik fizikçilerdir. Diğerleri ise, teorisyenlerin fikirlerinin tecrübe edildiği deney düzeneklerinin (mekanizmalarının) projelerini hazırlayan, yapımını sağlayan ve deneyleri yürüten tatbikatçılardır.
CERN, parçacık fiziği alanında olduğu gibi günlük hayatın daha çok içinde yer alan bazı buluşlarda da etkili olmuştur. Örneğin; web kavramı, CERN’de bir bilgisayar programcısı olan Tim Berners Lee‘nin HTML adlı bilgisayar dilini bulup geliştirmesiyle oluşmuştur.

Bu günlerde CERN’de ayrı bir hareketlilik yaşanıyor:LHC (Large Hadron Collider) projesi. Bu ay CERN’ de gerçekleştirilmesi planlanan deney için 9 milyar $ harcanarak İsviçre – Fransa arasına yerin 100 metre altında 3,8 metre çapında 27 km’lik bir tünel oluşturuldu. Burada dünyanın en güçlü mıknatısları ile en büyük parçacık hızlandırıcı kuruldu.LHC tünelinde gerçekleştirilecek 5 deneyle büyük bir sırrın aydınlanması bekleniyor. Bu deneyler;
CMS(Compact Muon Spectrometer): 22m boyunda bir düzenek ile VAR olduğu düşünülen ancak keşfedilmemiş Higgs bozonu ve Süpersimetri teorileri incelenecek hem de hassasiyet ölçümleri (top kuark) yapılacak.
LHCb(Large Hadron Collider-beauty): Bu deney özellikle Taban Kuark içeren ağır parçacıkların b-hadronunundaki etkileşimler sonucu maruz kaldıkları CP bozunumu ile ilgili parametreleri ölçmeyi amaçlar.
Bu iki önemli deneyin yanında diğer 3 deneyde Alice, Atlas ve Totem deneyi vardır. Ancak en önemli keşiflerin yapılabileceği ve benim de asıl anlatmak istediğim deney Atlas deneyidir.
Atlas deneyi ile kainatın oluşmasına yol açan Büyük Patlama (Big Bang) laboratuar ortamında oluşturularak incelenek. Böylece evrenin sürekli genişlemesine neden olan enerjiye ve karadeliklerin varlığına ilişkin ipuçları elde edilecek. Cihaz devreye girdiğinde -271 dereceye kadar soğutulmuş süper mıknatıslarla ışık hızına ulaştırılacak olan protonlar karşı yönden gelecek aynı hızdaki protonlarla çarpıştırılacak. Çarpışma sonrası ortaya saçılan parçacıkların momentumları Atlas dedektörü tarafından hesaplanarak atomun yapısı hakkında daha geniş bilgi elde edilecek. ODTÜ CMS ekibi başkanı Doç. Dr. Meltem Serin ve Prof. Dr. Mehmet Zeyrek CMS projesiyle atom, molekül ve canlı yapısının nasıl oluştuğuna dair yeni sonuçlar beklediklerini
açıklıyor. Bu, bilinen fizik kuramlarının da gelişebileceği ya da değişebileceği anlamına geliyor.

Evrenin yüzde 27’sini oluşturan ve ‘karanlık madde’ olarak tanımlanan enerji biçimi hakkında bilgiye erişilmesi de hedefler arasında. Deney sonucunda aranan parçaciklar bulunursa şu ana kadar Albert Einstein `in teorisinden bildigimiz üç boyut ve zamanin haricinde 11 yeni boyutun daha çıkabileceği tahmin ediliyor. Ancak tüm bu bilgilere ulasabilmek için ise Atlas detektörünün saniyede olusturacagi 60 milyon gigabyte `lik veri selini kontrol etmek gerekiyor. ABD `li yazilim sirketi Oracle verilerin hem depolanmasi hem de gerektiginde dünyanin farkli 11 bölgesinde bulunan bilim merkezinde kullanilabilmesi için yeni yazilimlar gelistirdi. Zira LHC `nin ürettigi bir yillik bilgiyi DVD `lere kaydedip saklamak istenildiginde DVD adedi Dünya`dan Ay`a kadar uzanip sonra tekrar geri (760 bin kilometre) dönecek kadar çok oluyor. LHC’de bu deneyler gerçekleştirilirken deney sonucu oluşan kara delikler ile gizemli cisimlerin dünyayı yok edeceği ve oluşan zaman tünellerinde zamanda yolculuk edileceği söylense de LHC fizikçileri bunların olmayacağını söylemektedir. Tüm bu heyecan verici araştırma sonucunda insanlık nasıl var olduğunu anlamaya bir adım daha yaklaşmış olacak.
deneyin resmi adresi deneyin yapıldığı tünelden resim galerisi . Orjinal metin için buraya tıklayınız…

 

Reklamlar

Bilgisayarın Tarihi

1937 yılında, Harvard üniversitesinden Howard-Aiken ilk otomatik hesap makinesi (MARK-I), 1943 yılında Pennsylvania Üniversitesinden J. P.Erkert’ın ilk işlevsel bilgisayar olan 30 ton ağırlığındaki ve saniyede 5.000 işlem yapan ENIAC [Electronic Numerical Integrator And Calculator] (Elektronik Sayısal Doğrulayıcı ve Bilgisayar)’ı yaptı.

ENIAC, 30 ton ağırlığında; 9×15 metrelik bir odayı doldurmakta; hesaplama vurumları 1500 elektromekanik röleden (yolvericiden) geçip 18.000 den çok radyo lambasından akmaktaydı. ENIAC’ı çalıştırmak için 150.000 watt enerji gerekliydi. ENIAC, yalnızca 80 karaktere eş veri saklayabiliyordu.

Lambalaların hepsi çalıştığında, mühendis ekibi bir problemi çözmek için 6000 kabloyu elle fişe takarak ENIAC’ı kuruyorlardı.
1951-1959 arasındaki üretilen bilgisayarlarda vakum tüpleri kullanıldı. Bu tüpler bir ampul büyüklüğünde, çok fazla enerji harcamakta ve çok fazla ısı yaymakta idiler. Veri ve programlar magnetik teyp ve tambur gibi bilgi saklama araçlarıyla saklandı. Veriler ve programlar bilgisayara delgi kartları ile yükleniyordu.

1959-1964 arasında üretilen bilgisayarlarda transistörler (10 bin adet) kullanıldı. COBOL, FORTRAN, ALGOL yüksek düzeyli diller ve işletim sistemleri geliştirildi. 1964-1970 arasında, üretilen bilgisayarlarda entegre devreler kullanıldı, onbinlerce devre küçük bir silikon chip‘e yerleştirildi. Düşük maliyet, yüksek güvenirlilik, ufak boyutlar, düşük enerji harcaması ve hızlı olması bu chip‘lerin mikro-bilgisayar yapımında kullanılmasına neden oldu.

1970’li yıllardan sonra, büyük çaplı tümleşik devreler kullanılmaya başlandı. Bilgisayar donanımında bu teknolojinin kullanılması bilgisayarın hesaplama hızlarını ve güvenirliliğini arttırmış ve hacimleri çok küçültmüştür.
Mikroişlemci denilen tek bir tümleşik devre yongalarının bilgisayarlara uygulanması ile tek kullanıcılı ucuz bilgisayarlar üretilmiştir.

Artık günümüzde bilgisayarlar o seviyeye ulaştı ki, bundan çok değil, 5-6 sene önce bile imkansız denilen işler gerçekleştirilebiliyor. Microsoft‘la evlerimizin başköşesine yerleşen ve önemini internetle iyice artıran bu masum görünen makineler, Google, Yahoo, MSN gibi devlerin ataklarıyla insanları büyük bir kıskaca almış durumdalar. Gelecekte daha neler göreceğiz bilinmez ama, şimdi hayal edemeyeceğimiz, ya da filmlerde görüp "Hadi canım sen de, bu kadar da olmaz ki!" dediğimiz şeyleri tam dibimizde bulacağız sanırım. Belki de bilgisayarların bu kadar içimize girmesinden sonra, artık insanlar içine mi girecekti bundan sonra, o da ayrı bir mesele.

Kaynak


Uzay Hakkındaki 10 Büyük Teori

 
 
1960’larda Sovyetler Birliği ve Amerika uzay araştırmalarında lider olmak için bir yarışın içindeydiler. Kazanan muhtemelen diğeri üzerindeki teknolojik üstünlüğünü ilan edecekti. Bu yarışta ilk üstünlüğü 1957 yılında Sovyetler Birliği elde etti; bu ilk insan yapımı uydu olan Sputnik ile gerçekleşti. 1961 de Sovyetler Birliği Amerikan uzay programına bir darde daha vurdu ve bu sefer uzaya ilk insanı yollamışlardı, o kişide kozmonot Yuri Gagarin’den başkası değildi.

Fakat İtalyan Judica-Cordiglia kardeşlere göre Gagarin ilk değildi. Kardeşler İtalya’ya, yerle Amerikan ve Sovyet uzay gemileri arasındaki sinyalleri yakalaması için bir dinleme istasyonu kurmuşlardı. Gagarin’in sorunsuz uçuşundan haftalar önce bir rus kozmonotun uzayda yavaş yavaş sürüklenerek öldüğüne dair sinyaller aldıklarını iddia ettiler fakat Sovyetler birliği bu iddiaları reddetti. Bu teroriyi destekleyenler Sovyetler Birliğinin ülkenin şöhretine zarar gelmemesi ve bu şöhreti korumak amacıyla reddettiğini iddia ettiler çünkü Sovyetler Birliği uzay araştırmalarında artık liderdi. Gerçek bir gizem olarak ortada kaldı ve şu an kabul gören tek gerçek ise Yuri Gagarin’in uzaya çıkan ilk insan olduğudur.

Teori 9)Shifting Poles(Değişen Kutuplar)

Bazıları kuzey ve güney kutup noktalarının her zaman şimdi oldukları noktalarda olmadıklarını inanıyorlar. Bu kişiler Dünya’nın farklı eksenlerde hareket ettiğine inanıyorlar bunun tam tersi olarak ve çoğu kişi tarafından benimsenen ise hareketin sabit bir eksende gerçekleştiğidir. Fakat inandıkları bir diğer şey ise bu hareket sonucunda Dünya’nın kabuğundan bazı parçaların koptuğunu ve bu nedenler kutup noktalarının yerlerinin değiştiği sanılıyor çünkü bu noktalar her zaman aynı toprak parçasında bulunuyor ve bu hareket nedeni ile göze yer değişmiş gibi geliyor. İklim değişikliği, depremler ve volkanik patlamalar yer kabuğu üzerindeki gerilimin artmasına ve yer kabuğunda bir ötelemenin olmasına sebep oluyorlar. Kimilerinin inanışına göre Dünya ileriki zamanlarda dramatik bir kutupsal değişim yaşayacak ve bunun sonucu olarak kıtaların bazıları batacak ve bunların yerine yenileri yeryüzüne yükselecekler.

Değişen kutup noktaları varsayımının bir komplo teorisi sayılmasının nedeni bazı devletlerin bu olay hakkında geniş bilgiye sahip olmaları ve gerçekleri bizlerden saklamalarıdır. Söylendiğine göre bir panik durumu olmaması için bu gerçekler gizleniyor.

Teori 8)2012 and End of The World(2012 ve Dünyanın Sonu)

1929 yılında Meksikada Maya Uygarlığına ait sütun üzerine işlenmiş bir takvim bulundu. Bu takvim Maya kültüründe manevi bir değere sahipti ve takvimin üzerinde bulunan bir çık daire hesaplandığında takvimin 2012 yılında sona erdiği anlaşılıyordu. Bu yüzden Maya medeniyetinin Dünya’nın sonunun 2012 yılı olduğuna inandıkları düşünülüyor.

Bu takvim üzerine düzinelerce teori üretilerek ne olabileceği düşünülmüş. Bazıları 2012 yılında kutup değişimini olacağını ve Dünya’nın çok büyük bir yıkımla yüzleştikten sonra yeni bir çağın başlayacağını ve bu çağın barış ve aydınlanma içereceğini düşünüyorlar.

Teori 7) Illuminati ve Majestic-12(Aydınlanmış olanlar ve Majestik-12)

Komplo teorilerinin esas unsuru yani ortaya çıkma nedeni gizli devlet kuruluşlarıdır. Ufolog William L. Moore’a göre Amerikan Başkanı Harry Truman’ın başkanlığında kurulan Majestik-12 gizli bir devlet kuruluşuydu ve bu birimin amacı dünya dışı canlılarla ilgilenmekti. Fakat bazıları Moore’un sahte bilgilere dayanarak böyle bir şey iddia ettiğini söylüyorlardı ve de böyle bir departman asla olmamıştı.

Uzayla bağlantılı olan bir diğer örgüt ise aydınlanmış olanlardır. Bu organizasyon hakkında yüzlerce teori üretilmişti, ve bazıları bu organizasyona diğer tüm gizli kuruluşların rapor verdiğini iddia etmektedir. Bu listedeki teorilerin ikincisi ise bu organizasyonda yer alanların Dünyamızın dışından gelenler ile insanoğlunun bir karışımı olan bir canlı türünün torunları olduğu yönündedir. Bu teoriye göre, bu melez nesilden gelenler kimliklerini gizleyerek Dünyanın tüm ülkelerinde önemli devlet görevlerine geldikleridir. Ve bunların amaçlarının Dünya’yı yavaş yavaş Dünya dışından gelecek canlıların koloni oluşturmasına hazırlamaktır. Şüpheciler delillerin yetersiz olduğundan ve böyle bir organizasyonun olmadığından söz ederler. Fakat inananlar ise aydınlanmış olanların çok etkin çalıştıklarını ve arkalarında hiçbir kanıt bırakmadan çalıştıklarını söylüyorlar.

Teori 6)Roswell/Men in Black/Area 51/51. Bölge

Hiç tartışmasız uzay komplo teorileri Roswell kazası olmadan ele alınamaz. 1947’de Roswell’de bulunan garip enkaz kalıntıları bilim adamlarınca çözülemedi ve yakınlarda bulunan askeri birlik kalıntıları inceledikten sonra çelişkili açıklamalarda bulunanca bunun üzerine yerel gazeteler çeşitli haberler yayınladı ve ufolar ile alakadar olanlar ise olayın üzerine çeşitli teoriler içeren kitaplar yayınladılar. Bu olay hakkında en basit teori ise kalıntıların bir uzay gemisine ait olduğu ve Amerikan hükümetinin bunlara el koyarak incelemeye aldığıdır.

Olayın ardından üretilen bazı teorilere göre hükümet kalıntıları Roswell yakınlarında bulunan meşhur 51. Bölgeye götürdüğüdür. Ve bu teorileri destekleyen hikayelerde ise buraya getirilen kalıntılarda uzaylıları bedenlerinin de olduğu ve burada uzaylılara otopsi yapıldığı yönündedir. Devletin uzaylılarla ilgili gizli sırlarını ortaya çıkarmaya çalışan kişilerin gözlerini korkutmak için devlet görevlileri gönderilir ve bu koyu takım elbiseli adamlara biz kısaca Men In Black(Siyah Giyen Adamlar) diyoruz.

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.